Mualla Kübra KARA

Ya on üç ya da on dört yaşındaydım.Yine hafta içi bir gün ve yine ödevlerimi yapmış annemden dışarı çıkmak için izin alıyordum. Çünkü ne kadar büyürsem büyüyeyim, ne mutluluk tadarsam tadayım hiç bir şeyin sokakta arkadaşlarımla oynadığım oyun kadar huzur verebileceğine inanmıyordum. Yavaş yavaş odanın kapısını açtım, çünkü biliyordum ki abim yine şarkı dinliyor ve o kendine has gülümseyişiyle her bir cümleyi büyük bir zevkle tekrar ediyordu. Onu izlemek öyle keyifliydi ki, bütün saatlerimi onu izlemek için harcayabilirdim, o şarkıları dinleyebilmek için sessizce bir köşede oturup abimle hayaller kurabilirdim. Hiç kimsenin ulaşamayacağı, tertemiz, hep mutluluk veren o güzel hayaller. Ve o gün bana huzur verebilecek bir şeyin daha olduğunu öğrendim. Abimin dinlediği o eşsiz ses, hayallerime, yaşamıma, yaptıklarım ve yapacaklarıma eşlik eden, beni o günden beri hiç bırakmayan ve bırakmayacak olan o mükemmel ses, “Ömer Özgeç”. Albüm bitene kadar sessizce dinledim, yeri geldiğinde bildiklerime eşlik ettim, gülümsedim ve abime dönüp beni, hayatımı değiştiren o albümün, o müzisyenin ismini öğrendim. İki gün sonra abimle birlikte söyledik:
“Fırlayıp ok gibi giyinsem /Çantamı hazırlayıp koşsam limana /Binsem büyük bir gemiye/ Gitsem başka bir yöreye /Bir çok insan tanısam, sevsem / Böylece yenilesem kendimi ben.”
Tekrar tekrar açıp her birinde daha büyük bir heyecanla şarkıları söyledik. Ve anladık ki bu hep böyle olacak. Bu heyecan, bu mutluluk Ömer Özgeç’i dinlediğimizde hep artacak. Öyle de oldu, şu an 17 yaşındayım ve aynı şarkıları dinleyip, aynı mutluluğu yaşayabiliyorum. Ne güzel ki şu an size bunu yazabiliyorum. Kendimi öyle şanslı ve mutlu hissediyorum ki. Sizi çook ama çok seviyorum. Umarım yaşamınız boyunca beni mutlu ettiğiniz gibi siz de sevdiklerinizle çok mutlu olursunuz.

 

Mualla Kübra Kara

9 Temmuz 2013