Jokond Gülmeye Devam Ediyor
Gitarıyla “Şiirlere melodi takan adam” olarak da bilinen Ömer Özgeç yıllar sonra Osmangazi Üniversitesi’nin davetlisi olarak Eskişehir’e geliyor. “Yıllar sonra” diyoruz, çünkü Ömer Özgeç’in Eskişehir’le ilk tanışması 1968 yılında olur.
Ömer Özgeç’in niçin Eskişehir’e geldiğini cevaplamadan önce, Leyla Neyzi ile yaptığı bir söyleşide Özgeç’e kulak verelim: “O filmler ve çalınan müzikler beni yönlendirdi esas olarak. Söylerdim, bir şarkı defterim var, ama o zamanlar bir enstrumanı çalanı yakından görmek bile zordu. 14 yaşımdayken gitar çalan birini yakından gördüm ve tanıdım. Bursa’da, flamenko çalan Doğu adında biriydi. Çocukluğumda duyduğum bir sazın, bağlamanın gevşek tınlamasından sonra ikinci düğüm Doğu’nun gitarıyla oldu. Ve gitara aşık oldum”. Ömer Özgeç’in “O filmler” diye anlattığı 1950 ve 1960’lı yıllardaki Batı kaynaklı film ve müziklerdir.
Ömer Özgeç çalışarak (kendi parasıyla) “kötü” bir gitar alır. Ama bu “kötü” gitarını hiçbir zaman unutmaz. Daha sonra biraz daha iyi bir gitara sahip olur ve o gitarıyla Sunğipek fabrikasındaki ilk etkinliklere katılır.
Ömer Özgeç’in Eskişehir’e ilk gelişinin altında yatanın o fabrika olmayacağını kim söyleyebilir?
Eskişehir’de İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ndeki arkadaşlarının çağrısıyla Eskişehir’e gelir. Takvim yaprakları 1968 yılını gösterirken, Ömer Özgeç “Gong” isimli bir gruba ritm gitarcı olarak katılır. Bir süre sonra da Eskişehir Şeker Fabrikası’nın orkestrasına girer. Yanlış okumadınız Şeker Fabrikasının Orkestrasına. Özgeç Şeker Fabrikasının yapısının bir bakıma Gemlik’te yakından tanıdığı, ilk dönem Cumhuriyet fabrika sistemine benzetir. Leyla Neyzi’nin söyleşisinde Özgeç’e bir kez daha kulak verelim: “Şeker fabrikasının güzel bir orkestrası vardı. Daha çok askerde bando bölüğünde müzik eğitimi almış kişilerden kurulu bir orkestra. Ben bas gitar olarak girdim”. Şeker fabrikasındaki orkestranın büyük bir nota arşivi vardı. Ömer Özgeç zamanının büyük bölümünü burada, notaların üzerinde çalışarak geçirir. Daha sonraki yıllarda Eskişehir’in tek nota arşivi imha edilir. Notaların imha edilmesi bir bakıma Cumhuriyet döneminde kurulan fabrikaların tasfiye edilmesinin de habercisidir. Özgeç 1970 yılında Eskişehir’den ayrılır.
2002 yılında Ömer Özgeç bir kez daha Eskişehir’e geliyor. Gitarı, Fransada Luvr müzesinde bulunan Jokond ve Nâzım’ın arkadaşı Si-Ya-U ile birlikte. Ömer Özgeç Nâzım Hikmet’in “Jokond ile Si-Ya-U” adlı destanının bütününü besteleyen bir müzisyen. Bu beste bir müzikal özelliği taşıyor aslında…
Nâzım Hikmet’in şiirindeki Jokond Fransa’nın Luvr müzesinde bulunan bir tablodur. Nâzım şiirinde, onun tuttuğu günlüğü ve Çinli birine, Si-Ya-U’ya olan aşkını anlatır. Nâzım Hikmet’in ilk eseri 835 satır ile birlikte Jokond ile Si-Ya-U da, 1929’da yayınlanır. Şiir kamu oyunda büyük yankı yapar. Tutucu olarak adlandırılan yazarlar bile onu övmekten kendilerini alamazlar. Resimli Ay Dergisi’nde, 1 Aralık 1929’da Peyami Safa şunları yazar: “…Jokond ile Si-Ya-U beynelmilel olmaya layık ve namzet bir kiyaptır. Bu küçük, zarif ve garip kitapta büyük ve harikalar dolu bir insan ruhunun bizi, kendi cüzülerine karıştıracak bir genişliğe kapıldığını hissediyoruz. Türk Edebiyatında inkılap. Büyük teceddüd. Nazım şekillerinde yaratıcılık. Lisanı tasfiye. Halk dilinin güzelleşmesi, tekâmülü, harika…”
Nâzım’ın kitabı büyük beğeni kazansa da 1931 yılında kovuşturmaya uğrar. Fakat ikinci Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama aklanmayla sonuçlanır. Karar, salonu dolduran dinleyicilerin alkışlarıyla karşılanır. Nâzım Hikmet mahkeme salonundan çıktığında gazeteciler bir beyanat verir. Cumhuriyet gazetesinde 11 Mayıs 1931 tarihinde yer alan beyanata göz atıyoruz: “Burada mevzuu bahis ‘Jokond ile Si-Ya-U’ isimli kitabımdır. Ben bu eserimde Çin’deki muazzam kurtuluş hareketine karşı duyduğum derin sempatiyi tasfir ettim. İngiliz ve Fransız emperyalizmine hücum ettim. Bu kitap için beni, onların mahkemeye vermeleri icap ederdi..”
Eserin baş kişisi Si-Ya-U aslında, Nâzım Hikmet’in 1922’de Moskova’da, Kutv Üniversitesi’nde tanıştığı sosyalist şair Emi Siyao’dur. Siyao öğrenimini tamamlayınca yurduna döner ve emperyalizmle savaşta yerini alır.
Si-Ya-U’nun peşinden Jokond da Paris’teki müzeden gizlice kaçarak Çin’e gelir. İşbirlikçi Çan-Kay-Şi’nin adamları Si-Ya-U’yu yakalar. Jokond onu bir alanda öldürülürken bulur. Muharrir olaya tanıktır ve günlüğüne şu sözleri yazar:
…
Jokond’un kollarına üç adım kala
yetişti Çan-Kay-Şi’nin celladı
Parladı
Pala
Kesilen bir et, kırılan bir kemik sesi
Yuvarlandı ayağının dibine
kana bulanmış sarı bir güneş gibi
Si-Ya-U’nun kellesi.”
Dudağına taktığı o gülümsemeyi kaybeden Jokond Çin’deki kurtuluş savaşına katılır vekavgganın dev kadını olur. Ama onun da sonu Si-Ya-U’dan farkşı olmaz. Nasıl yakıldığını ise Nâzım’a bırakalım:
“…
Ay ışığı.
Gece.
Bileklerinde kelepçe
Jokond bekliyor.
Es rüzgâr es..
Bir ses: -Haydi çakmağı çakın,
yakın Jokond’u yakın!
İlerleyen bir karaltı
bir parıltı…
çakmağı çaktılar
Jokond’u yaktılar.
Kıpkırmızı bir alevle boyandı Jokond.
Güldü içten gelen bir tebessümle
Gülerek yandı Kokond…”
İşin ilginç yanı Jokond isimli tablo 1911-1913 yılları arasında geçekten de müzede yoktur. Tablo 1913 yılında bulunarak yerine konuyor.
Jonond ne bulunmaz bir kadın. O Leonardo da Vinci’nin fırçalarıyla yaşama gözlerini açtı. 500 yıl sonra Nâzım ile birlikte “Kavganın güzel ve dev kadını” oldu. Yıllar sonra. Ömer Özgeç’in gitarıyla şimdi yeniden Anadolu topraklarına geliyor. Yarın, Jokond’un insanlığa nasıl seslendiğini duyacağız.
Eğer Nâzım’ın şiiri, Ömer Özgeç’in bestesi müzikal olarak sahnelendiğinde ‘Jokond’ yüzyıllar sonra 2ete kemiğe bürünecek’.
İşte o zaman Jokond Çin’de kaybettiği gülücüğünü bu kez yanmadan bizlere sunacak.
KAYNAKÇA
Leyla Neyzi’nin “İstanbul Uyuyordu Karanlıktı” adlı söyleşisi. “İstanbul” dergisi, Nisan 2000.
Cengiz Peksoy’un “Aşka davet ettiği için Protest” adlı söyleşisi. “İkibine Doğru” dergisi, 15 Haziran 1989
Mukadder Özgeç’in “Yeniden Jokond, Floransalı Bahçıvan Kızı” adlı yazısı. Penguen, Mart 2001.
Asım Bezirci, Halk için Kültür ve Edebiyat.


