Şiir ve Müzik
Şiirle müzik arasındaki ilişki insanlığın başlangıcına dek uzanır. O zamanlar belki insanlar da kuşların şakıması gibi, bir tür şarkı söyleyerek ilişki kuruyorlardı birbirleriyle. (Kim bilir kaç binlerce yıl bu böyle sürdü.) Şiir de müzik de vardı bu şarkının içinde. “Söz” bu ikisinin çocuğu olsa gerek.
Ayrıca bedenlerini de katıyorlardı konuşmalarına; beden dili kullanıyorlardı, dans ediyorlardı. O zamanlar birlik vardı; bir şey yapılıyorsa herkes işin ucundan tutar, her şey kendi işlevini kendi yerinde bulurdu. Söyleyenle dinleyen arasında bir ayrım da yoktu, biri bir söz söylese, tüm evren o söze göre yeni bir biçim alırdı. Düş görüyorduk sanki. ‘Sürekli ve anısız’.
Bütün bunlar varsayım elbette. Şarkı söylemeyle ilgili varsayımın iki dayanağı var: Birincisi, “uygar” olsun “yabanıl” olsun, şarkı söylemeyen bir topluluğa rastlanmadı bugüne dek; ikincisi, “Söz”ün özü şarkı değilse, bu ses uyumu, bu tartım nereden girmiş olabilir ki dile…
Binlerce yıllık varsayımlar dünyasını bir çırpıda geçerek veriler dünyasına gelelim ve “Müzik” sözcüğü ile ilk kez Pindaros’ta karşılaştığımızı söyleyen Mehmet Ergüven’e kulak verelim: “…Pindaros’ta karşımıza çıkan bu sözcük (musike Ö.Ö.), yalnız şiir ve şarkıyı değil, choreia olarak, dil ve dansı da içerir.” (Pindaros M.Ö. 518-438).
Akan sular üzerine çok köprüler kuruldu. Cennetten kovulduk. Birlik bozuldu. Şiir, müzik, söz birbirlerinden ayırt edilmeye, belirginleşmeye başladılar ve birbirlerine bağlı olmadan da var olabildikleri ortaya çıktı. Ancak tümünün mayasında ritim, tartım, uyum, güçlü, hafif vurgulamalar, suskular…
Bir dönem ayrı düşünülemeyen şiir ve müzik, bundan böyle bir araya gelmek için bestecilerin aracılığını gereksemektedir. Ve şiir bestecilerin gözde konusu olmuştur hep. Ancak şiir bestelemek için bir neden olmalı. Öyle ya, bir şiir şiir olarak da var olabildiğine göre neden bestelenir?
Şiir yazıldığı dilin sınırlarında açınsanmış (keşfedilmiş), yeni ve benzeri görülmemiş yerleşim alanlarıdır, bu alanlar dilin çevreninin, dilin olanaklarının nerelere uzandığını gösterir. Bilse, böyle bir olanaktan insan kendini yoksun edemez.
Ayrıca benim kendime göre geçerli nedenlerim şunlar: Şarkıya dönüştürdüğüm her şiir bir deneme olmuştur benim için. Bir şiiri bestelediğimde o şiiri, o şiirin yapısını daha iyi anlarım. Şiiri şarkıya dönüştürürken çıkan zorluklardan payıma düşenle gönenirim. Bana zorluk çıkartmayacak bir şiiri bestelemek istemem; bende pek bir şey bırakmayacaktır.
Başarmak istediğim şey şudur: Şiir olduğu gibi, hiçbir değişikliğe uğramadan varlığını sürdürsün benim şarkımda; yinelendikçe de aşınmasın, hep yeniden açınsansın; benim biçemim ona yansımasın. Bir de, hep aynı şekerli hamur tadını başka başka adlarla sunar durumda da olmayayım dosta, düşmana karşı.
Ömer ÖZGEÇ Yazılıkaya Yazıları No: 1


