ŞİİRİN ŞARKI SÖZÜNE DÖNÜŞMESİ

Yazılmışı yeniden yazmak gerekirse
başka bir dile çevir de yaz
çünkü sözcük cıvadır
kolay oturmaz yerine

O.Rifat

 

Nasıl gidiyor son çalışman, diye sorduydu da, şiirin yapısını çözecek bir ezgi oluşturamadım daha, diye yanıt verdiydim.

*

Gençliğimde İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca şarkılar çalar-söylerdim. O şarkıları aslında kim ya da kimler çalıp-söylüyorlarsa, çalıp söylememi onların çalıp söylemelerine benzetmeye çalışırdım. Saydığım dillere yakınlığım, işittiğimde hangi dil olduğunu ayırt edecek düzeydeydi yalnızca. Şarkılardaki sözlerin ne anlama geldiklerine ilgi duymakla birlikte, pek de üstünde durmazdım. Kendi dilinde bile olsa, başkalarının şarkılarını söyleyenlerin genel olarak yaptıklarının da bu olduğunu sanıyorum: öykünme. Öykünüyü gülünçlük derecesinde abartanlar da yok değildi. Örneğin sesini de Luis Armstrong’un sesine benzeterek söylemek gibi.

Daha sonra vazgeçtim bu uğraştan. İnsanın bilmediği dilde doğru dürüst şarkı söylemesi olmayacak bir iş gibi göründü bana.

The Beatles grubunun ünlenmeye başladığı yıllarda, onlarla yapılan bir söyleşide, ağızlarını değiştirmeyi düşünüp düşünmedikleri sorulmuştu kendilerine. Grup üyeleri Liverpoolluymuşlar. Bu soru beni çok şaşırtmıştı: demek şarkılarda bile kendini belli eden, Londra ağzıyla belirgin bir ayrımı vardı Liverpool ağzının. Oysa ben olsa olsa Amerikan İngilizcesiyle İngiliz İngilizcesini ayırt edebilirdim ancak. Peki, biz İngilizce şarkı söylerken hangi ağızla söylüyorduk?

Bir zamanlar Adamo (Belçikalı bir şarkıcı) “Her Yerde Kar Var” diye, kendi şarkısına Türkçe sözler yazılmış, onu söylüyordu. Epeyce de ilgi uyandırmıştı ülkemizde. Ama bu ilginin nedeni daha çok, dilimize ilgi duyduğunu sandığımız bir yabancıya duyulan gönül borcundan kaynaklanıyordu bence. Bana sorulsa, hiç kuşkusuz o şarkının Türkçesini değil Fransızcasını dinlemeyi yeğlerdim.

Manos Hacıdakis’in (Yunanistan) ve Atahualpa Yupanqui’nin (Arjantin) şarkılarını dinlediğimde bir dilin söyleyiş biçiminin ne denli incelikli ve oylumlu olduğunu, dili bilmeden o dilde doğru dürüst şarkı söylenemeyeceğini, o dilin söyleyiş biçiminin inceliklerinin yansıtılamayacağını ve şarkı söylemenin de asıl bu incelikleri, bu oylumluluğu ortaya serecek bir edim olduğunu anladım. Ve şiir bestelemeye yöneldim; şiirleri şarkı sözü olarak düşündüm.

*

Ne gibi ayrımlar ve benzerlikler var peki şiirle şarkı sözü arasında?

Şiir, doğası gereği bir dışavurum sanatı değildir; sunum sanatı da değildir.*  Şarkıysa tam tersine bir sunum sanatı; bir dışavurum sanatıdır.  

Bilmediğiniz bir dilde şarkı söyleyebilirsiniz, gençliğimde benim de yaptığım gibi, ama bilmediği dilde şiir okuyana rastlayan olmuş mudur, bilmem.

Bir şarkıyı ezbere bilebilirsiniz, ama ezbere bildiğiniz şarkının sözlerini şiir gibi okuyamazsınız kolay kolay. İsterseniz bir deneyin. O şarkının sözleri aslında bir şiir olsa bile.

Melih Cevdet Anday düzyazıdan şiir çıkmaz, diyor. Oysa şarkı sözü şiirden de olur, düzyazıdan da…

Bir şarkıyı dinlemek için şarkı sözlerinin ne anlama geldiğini bilmek gerekli değildir. Daha çok bilmediğimiz dilde şarkılar dinlediğimiz düşünülürse bunun böyle olduğu apaçık. Oysa bir şiirin bir tek sözcüğünün bile ne anlama geldiğini bilmesek o şiir bizde işlevini yerine getirmemiş olur. Dilin şiirde ve müzikte böylesine başka işlevlerle ortaya çıkmasını Mehmet Yalçın şu sözlerle dile getiriyor. “Şiirle müzik birbirlerinin ne benzeri ne de uzantısıdır. Çünkü bu öğeler şiirde ve müzikte doğal dildeki nitelik ve işlevlerinden kopar,  ayrı töz ve biçimlere bürünerek değişik bir yapılaşmanın kurucu öğelerine dönüşür.”

*

Aynı öğeleri (sesi ve sözü) kullanıyor olmalarına karşın, bir şiiri bestelerken, şiirin yapısını çözecek bir ezgi oluşturmaya çalışmalısınız ki sözler onun içine rahatça otursun. Bir terzinin giysiyi tam kişisine göre biçmesi ve dikmesi gibi. (Hazır giyimde bunu kolay başaramazsınız.) Böyle yaptığınızda şiir şarkı sözüne dönüşebilir. Bunu başaramadıysanız, yani şiirin yapısına uygun bir ezgi oluşturamadıysanız, sözler o ezginin içine tıkıştırılmış olur; kimi yeri bol, kimi yeri dar gelir; biçimsiz bir durum çıkar ortaya. Şiir şarkı sözüne dönüşmemiş olur. Sanatta “hazır giyim” sanat dışı bir olgudur.

Bir de, şarkının sözlerini doğal dilden koparmanın ya da sözlerin doğal dilden çıktığını unutmanın bir yolu olarak yinelemeyi öğütlerim size.

*

Şöyle bir söz söylemek geliyor içimden: Şarkı –sözsüz de olsa sözlü de olsa – müziktir. Ya da şöyle diyelim: Şarkı salt müziktir, sözlü gibi görünse de…

 

* Yatık yazılar Mehmet Yalçın’ın “Şiirin Ortak Paydası II” kitabından alınmıştır.

 



Fazla kilolardan mı şikayetçisiniz? O halde neden mide küçültme ameliyatı nı denemiyorsunuz. mide küçültme ameliyatı, zayıflamak isteyenler için kesin bir çözüm sunuyor. Üstelik çok kısa bir süre içersinde hayal ettiğiniz kilolara kavuşabilirsiniz.
Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.