Şiir, Müzik
“Sessizliği yoğunlaştırmalı ki
Yeri katılaştırsın ayaklarım…”
M. C. Anday
Hep aynı şiirleri okuyana, hep aynı müzikleri dinleyene ‘şiirsever, müziksever’ denir mi bilmem. Ancak bana öyle gelir ki, bu durumda sanatın dönüştürme işlevinden söz edilemez. Hep aynı şiirleri okuyana, hep aynı müzikleri dinleyene çok rastlarız, ama hep aynı romanları, öyküleri okuyana
pek rastlamayız. Aynı şiirleri okuyup aynı müzikleri dinleyenler roman, öykü söz konusu olduğunda, birer kez okuyup geçiyorlar. Borges, bir öyküyü bir kez okuyan hep aynı öyküyü okur, demiş.
Bu eğilimler, yani aynı şiirlere, aynı müziklere ve başka öykülere, başka romanlara eğilimler, başka şiirlere, başka müziklere isteksizlik, bir romanı bir kez daha okumayı göze alamama, tembelliğimizin bir göstergesi mi yalnızca? Biz o şiirlere, o müziklere, bir duygulanımın verdiği coşkuyla yönelmişizdir ve o coşkuyu yeniden bulacağız diye yineleyip dururuz aynı şiirleri, aynı müzikleri. Özcan Köknel duygulanımı, iç ve dış uyarımların, zihinsel işlevlerden ayrı olarak kişide yarattığı değişme, etki ve tepkilerin bütünü, diye tanımlıyor. Demek bu bütünde anlayış, kavrayış, us gücü söz konusu değildir.
Ya duyularımız? Bizi çevreleyen evreni duyularımız aracılığıyla algılarız. Peki ama, algılarımız duyularımızda kaldığı sürece bizi çevreleyen dünyayı kavramaktan söz edebilir miyiz. İlk kez senfonik müzik dinleyen biri, sesler kulağına geldiği halde neler olup bittiğini algılayabilir mi? Hele biraz da karmaşık bir müzikle karşı karşıyaysa? Hiç unutmam, kendisi de müzisyen olan, bir grupta gitar çalan bir arkadaşım ‘senfonik müzikte belli bir ezgi var mı” diye sormuştu. Demek senfonik müziği bir sesler karmaşası olarak algılıyordu. Evet bu bir eğitim sorunu. Burada kişinin kendi kendisini eğitmesidir söz konusu olan. Bir senfoniyi, belki bölüm bölüm dinleyip benimsemeye çalışmak. Anlamaya çalışmak değil, benimsemek. Sonra bir başka senfoniye geçmek, ve böyle sürdürmek. Şiir için de durum böyledir sanıyorum. Duyularımız ve algılarımız ancak böyle olağanüstü bir yetkinliğe ulaşır ve bizi çevreleyen dünya bir önceki dünya olmaktan çıkar, birey olmanın sevincini yaşarız. Az şey mi bu?
Burada önemli bir sorundan söz etmek istiyorum. Dinlemekte oldukları müziği dinlemeyi bir alışkanlık haline getirenlere, eğer yetişkinlerse, bir başka tür müzik dinletmek neredeyse olanaksızdır. Dinlemek istemeyecekler, dinlemeyi başaramayacaklar ve nefretle dolacaklardır. Deneyin, böyle olduğunu göreceksiniz. Ama gençler ve hele çocuklar çok çabuk vazgeçebilirler bu alışkanlıklarından.
Sanat alışkanlıkları ortadan kaldırmak içindir.
Ömer ÖZGEÇ Yazılıkaya Yazıları No:4


