Şiir ve Şarkı

duymazlar
bir gemi donatmak için
duyulmamışla
bakmazlar bakılmamışın
yarası sızlar bakıldıkta

giderler
yağmur bacaklı bir kız
kalır kumsalda

dilsiz ve çıplak*

Şarkıya dönüştürdüğüm her şiir bir deneme olmuştur benim için. Ama yola, şiirler bestelemek için çıkmış değildim. – İlk üç şarkımın sözlerini de ben yazmıştım.- Dişe dokunur sözlü şarkılar söylemekti isteğim.

Bir gün, Beylerbeyi’nde, Emel Uygur’un evinde Rıfat Ilgaz’la, Aydın Ilgaz’la tanışmıştık. Can Yücel ve eşi de vardı. Bir de Niyazi Tonga. Aydın Ilgaz, babası Rıfat Ilgaz’ın 55. sanat yılını kutlamak için bir gece düzenliyordu, benden de bir şarkı bestelememi istedi. Şiirleri bestelemeye böyle başladım: Rıfat Ilgaz’ın “Alişim” şiiriyle. Sonra birer birer çoğalmaya başladı şiirlerden yaptığım besteler. “Başardığımı” gördükçe de sevinmiştim. Evet, şiirlerden şarkı yapmak için çıkmamıştım yola, ama giderek şiire yöneldim. Şiir alışılmışın dışında bir biçim sunuyor, dolayısıyla başka türlü bir yapıyı zorunlu kılıyordu. Daha şarkı başlar başlamaz arkasından ne geleceği belli olan bir durum söz konusu değildi. Bu nedenle, ünlü müzikçilerimize, daha önce hiç dinlemediği müziklerine bile, anında eşlik edebilen kimi çalgıcılar, şiirlerden yaptığım şarkılara eşlik edemezlerdi, etmeye kalkarlarsa da tökezlerlerdi. Doğaçlama tırnak içine alınmaması gereken bir edimdir. Nasıl bir yol izleyeceği başından belli olan bir ezgiye eşlik etmek doğaçlama olamayacağı gibi, nasıl bir ezgi olacağı daha başından belli olan bir ezgi de ezgi değildir bana göre. İç bulandıran bir yinelemedir. Doğaçlama yapabilmek ise, her gün kendi evinden başka bir sokağa çıkabilen kişiye uygun düşer ancak.

Şiirlerden yaptığım şarkılarımın sayısı arttıkça, daha büyük biçimlere özendim. Jokond ile Si-Ya-U’yu bestelemeğe giriştim. Bir yandan da bir destan sayılabilecek Agamemnon’a… Bestelediğim şiirlerin inceliklerini, onları bir başka şeye dönüştürerek anlıyordum. Bir şeyi bir başka şeye dönüştürmenin, ortaya bir şey koymanın hiç de kolay bir şey olmadığını öğreniyordum. Ve gelip Melih Cevdet Anday’ın “Değiştirmeler”ine dayandım. 18 Ocak 1995 tarihinde yazdığım bir mektupta:
“Bundan dört yıl kadar önce, M. Cevdet Anday’ın “Tanıdık Dünya” adlı kitabındaki “DEĞİŞTİRMELER” başlıklı dokuz şiirini bestelemeğe karar vermiştim; “anlamak” ya da “tadına varmak” için diyeyim; çünkü hemen hemen hiçbir şey anlamıyordum M. Cevdet’in şiirinden.
“Çalışmaya başladıktan bir süre sonra –itiraf edeyim ki- bir savaş alanına döndü yaşamım. Korkuya kapıldım. Neler söylüyordu bu şiir? Oradan oraya savrulup durdum. Sevinçle dolduğum da oldu, nefret duyduğum da, o şiirleri bestelerken ve çalıp söylerken. Bazan çok iyi anladığımı sandım, bazan da hiç anlamadığımı. Ve dört yıldır bu savaşım aralıksız sürüyor. Bir okul oldu bana M. Cevdet’in şiiri. Sanki önceden hiçbir şey bilmiyordum da şimdi bir şeyler biliyormuşum gibi… savaş bazı cephelerde zafere dönüştü. Şunu söyleyebilirim: Şimdi gitar çalıp şarkı söylemek, ilkgençliğimde gitar çalıp şarkı söylemek gibi sevinçli bir şey artık.” diyorum.

Eh! bu da az bir ödül sayılmaz sanırım.

*Oktay Rifat

Ömer ÖZGEÇ  Yazılıkaya Yazıları No: 7



Fazla kilolardan mı şikayetçisiniz? O halde neden mide küçültme ameliyatı nı denemiyorsunuz. mide küçültme ameliyatı, zayıflamak isteyenler için kesin bir çözüm sunuyor. Üstelik çok kısa bir süre içersinde hayal ettiğiniz kilolara kavuşabilirsiniz.
Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.