Şiiri yanlış aktarmak

Duymazlar
bir gemi donatmak için
duyulmamışla
bakmazlar bakılmamışın
yarası sızlar bakıldıkta

giderler
yağmur bacaklı bir kız
kalır kumsalda

dilsiz ve çıplak

Yukarıdaki şiir, Oktay Rifat’ın “Dilsiz ve Çıplak” adlı şiir kitabının ilk şiiri, adı yok. Öndeyi olarak konmuş kitabın başına.

Şiirin anlambirimciklerinden biri, belki de en başta geleni tamlığıdır. Bu yüzden eksiği ve fazlası olmayan şeylere “şiir gibi” deme alışkanlığımız vardır. Ve bu yüzden, bir şiiri aktarırken çok özenli olmak gerekir. Hele başkasının özenli davranacağına güvenemiyorsanız, ki güvenmemekte haklı olabilirsiniz, o zaman kaynağa başvurmalısınız. Daha da iyisi şiiri iyi anlamak ve ona göre davranmaktır; öyle durumlar oluyor ki, kitapta da yanlış olabiliyor. Oysa şiir yanlış olamaz. Olmamalıdır. Arif Damar’ın toplu şiirleri çıkmıştı beş yıl kadar önce, kendisinin dediğine göre yüz yerde yanlış yapılmış. Öyleyse, elinizdeki kitaba da güvenemeyebilirsiniz, şiirde bir aksaklık seziyorsanız, başka baskılarıyla karşılaştırmalısınız, olabilirse ozanın kendisine danışmalısınız.

Yazılıkaya’nın Temmuz sayısındaki yazımın başına da aldığım yukarıdaki şiirde 5. dize “yüreği sızlar bakıldıkta” değil de, “yüreği sızlar bakıldıkça” olarak değiştirilmiş. Ben yazımı bilgisunar aracılığı ile göndermiştim, gönderdiğim yazıda şiir, yukarıya aldığım gibiydi. Yazılıkaya’nın ilkelerinden biri “Yayımlanan yazıların sorumluluğu yazanlarına aittir”dir. Temmuz sayısı dün (10.7.’06) elime geçti. (Kendi yazımı gözden geçirmeyi akşam yatağa girinceye bırakmıştım ve aksaklığı görünce çok şaşırdım, sabaha dek gözüme uyku girmedi. Kim bilir kaç kişi yukarıdaki şiirin aksaklığını sezip Oktay Rifat’ın iyi bir şiir yazmamış olduğu izlenimine kapılacaklar diye kıvrandım durdum. Bu arada yanlışı gören bir şiir sever benden hesap soracak olursa ne yanıt vereceğimi bilemiyorum. Ah! hele Mehmet Yalçın ne düşünecek bu “yanlışım” dolayısıyla? Yani arkadaşlar, Yazılıkaya’nın Ağustos sayısı çıkıncaya, yani bu yazım yayımlanıncaya dek bana rahat yok!)

Görüldüğü gibi yanlışlık tek bir sözcükte; “t” yerine “ç” yazılmış, “bakıldıkta” “bakıldıkça” olmuş. Ve böylece bütünlük bozulmuş, anlam yitmiş, şiir şiir olmaktan çıkmış. Kilit taşı yerinden sökülmüş gibi, yapı çökmüş.

Şiir çözümlemesi benim boyutlarımı çok aşar. Böyle bir işe girişecek değilim, ama söz konusu şiirde bütünlüğün anlam bakımından nasıl bozulduğunu gösterebilirim sanıyorum.

Şiir üç tümceden oluşmuş. Üçünün de yüklemi olumsuz: duymazlar, bakmazlar ve (bırakıp Ö.Ö.) giderler. Bu üç tümce:
“duymazlar/ bir gemi donatmak için/ duyulmamışla”,
“bakmazlar bakılmamışın/ yüreği sızlar bakıldıkta”,
“giderler/ yağmur bacaklı bir kız/ kalır kumsalda/ dilsiz ve çıplak”.

Birinci tümcede “duymazlar” deniyor, “duyulmamış” deniyor.
İkinci tümcede “bakmazlar” deniyor, bakılmamış” deniyor,
dolayısıyla “bakıldıkta” sözcüğü bakıldığını değil, daha çok “bakılmadığı”nı imler; oysa “bakıldıkta” yerine “bakıldıkça” diyecek olursak, bu bize, sık sık “bakıldığı”nı düşündürür. Ve o sözcüğe dek söylenenler anlamsızlaşır. Üçüncü tümce de bu görüşü doğrular nitelikte: sözcük “bakıldıkça” olsa, yağmur bacaklı çıplak bir kız kumsalda bırakılıp gidilir mi? Olacak iş mi bu?

Ve kız dilsiz değil aslında, ama “dilsiz”.

Ömer ÖZGEÇ  Yazılıkaya Yazıları No: 8



Fazla kilolardan mı şikayetçisiniz? O halde neden mide küçültme ameliyatı nı denemiyorsunuz. mide küçültme ameliyatı, zayıflamak isteyenler için kesin bir çözüm sunuyor. Üstelik çok kısa bir süre içersinde hayal ettiğiniz kilolara kavuşabilirsiniz.
Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.