Dil, Şiir ve Müzik

“Şiir öyle ayrı bir dildir ki, başka
hiçbir dile çevrilemez. Hatta yazılmış
göründüğü dile bile.”

Jean Cocteau

Başlığımızda sözünü ettiğimiz ‘Dil’ söz dilidir; sesli göstergelerden oluşan; onunla düşüncelerimizi biçimlendirdiğimiz; bilgi birikimimizi oluşturduğumuz; bir veriden bir sonuç çıkardığımız ve anlaşmamızı sağlayan; belli bir insan topluluğuna özgü olarak ‘İtalyanca’, ‘Rusça’, ‘Türkçe’ gibi adlar alan dil. Bunun yanında, bildiri oluşturabilecek, iletişim sağlayabilecek her türlü eylem ve davranışımızın da bir ‘dil’ olduğu gerçeği var. Örneğin, yüzdeki anlatımlar: birinin, sizi görünce gözlerinin içinin gülmesi… Bedensel devinilerimiz: birinin, sizi görünce elinin ayağının birbirine dolanması… Bir edimde bulunmak; kalkıp bir aşağı bir yukarı yürümek… Ya da bulunmamak… Bitkilerin dili, hayvanların dili… Yapay diller (Esperanto gibi)… Bilgisayar dili… vb.

Başlığımızda sözünü ettiğimiz ‘Müzik’ ise, anlatımda kolaylık olsun diye sözlü olmayan, çalgısal müziktir. Kuşkusuz müzik de bir ‘dil’dir, ama söz dili değildir, kavramlardan oluşmaz; sözcükleri yoktur, öbür sanatlarla birlikte ikinci alanda, bir bildiri oluşturabilecek her şeyi kapsayan alanda, bu alanın da güzelduyusal (estetik) doyum sağlayan bölümünde yer alır. Sanatlar iletişimsel söyleme bağlı değildirler. Sanat yapıtı özgün bir yaratımdır. Ortaya konurken de alımlanırken de bir süreç, bir yaratım süreci gerektirir. Ayrıca, bir şairin tamamlayamadığı bir şiiri bir başka şair tamamlayamaz. Einstein Görecelilik Kuramı’nı ortaya atmasaydı, o kuram bir gün bir başkasınca dile getirilecekti. Ama eğer Beethoven yaşamasaydı insanlık onun müziğinden yoksun kalacaktı. Onun yerine bir başkası onun yaptığını yapamayacaktı. (İnsanları sanattan yoksun ederek nasıl bir kıyıma yol açtığımızı bir düşünün). Sanatlar içinde yalnız müzik söz diliyle ne doğrudan ne de dolaylı bir ilişki içinde değildir. Bir resim, bir yonut üzerine bir şeyler söylenebilir belki ama müzik söz konusu olduğunda insanın dili tutulur. Şiirse, bu iki alanın arasında bir yerdedir sanki, bir ayağını Dil’e, bir ayağını da Müzik’e yaslamış gibi durmaktadır. Yanılmayalım, şiir söz dilini gereç olarak kullanır, ama şiirin dili de söz dili değildir. Şiirle ilişki kurabilmek için söz dilini aradan çıkartmak gerekir. Yukarıdaki alıntıda, eğer şiiri söz diline çevirmeye kalkarsak, bunu, ‘yazılmış göründüğü dilde bile’ gerçekleştiremeyeceğimiz söyleniyor. Yazılmış göründüğü dilde bile. O halde buradan şu sonucu da çıkartabiliriz: şiir şiir dili olarak her dile çevrilebilir. Böyle de olmaktadır. Melih Cevdet Anday Jean Cocteau’dan alıntı yaptığı yazısında şunu da söylemektedir: “Çeviride başarı olasılığı, en çok şiir çevirisi için söz konusu edilebilir…” .

Dillerimiz birbirine dolanmasın.

Ömer ÖZGEÇ  Yazılıkaya Yazıları No:3



Fazla kilolardan mı şikayetçisiniz? O halde neden mide küçültme ameliyatı nı denemiyorsunuz. mide küçültme ameliyatı, zayıflamak isteyenler için kesin bir çözüm sunuyor. Üstelik çok kısa bir süre içersinde hayal ettiğiniz kilolara kavuşabilirsiniz.
Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.